“GELECEK SEÇİMLERDE SİLİVRİ’Yİ YIKACAK BİR DEPREM VAR”
“BU ÇOCUKLARI SUÇA, UYGULANAN POLİTİKALAR SÜRÜKLÜYOR”
“SİYASET VE DEVLET İÇİNDE ÇETELERİN BAĞLARINI AĞIR TEDBİRLERLE YOK EDECEĞİZ”
“KANAL İSTANBUL PROJESİ TEHDİTTİR”
“İSTANBUL YÜKSEK TEKNOLOJİNİN BAŞKENTİ OLAN BİR ŞEHİR OLMALI”
“İSTANBUL ORGANİZE SUÇUN, DEPREMİN, UYUŞTURUCUNUN BAŞKENTİ OLMAMALI”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Bayrampaşa Marnas Hotel’de düzenlediğimiz kahvaltı sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Çok değerli misafirler, değerli Sivil Toplum Örgütü Temsilcileri ve çok değerli basın mensupları, İstanbul’u ilçe ilçe geziyoruz ve bugün 10. ilçe ziyaretimizi gerçekleştiriyoruz. Her gün bir ilçede sahadayız ve sabah her ilçede burada bugün olduğu gibi sivil toplum örgütleri ve yerel basın mensuplarıyla bir araya gelerek onların sorularını cevaplandırarak İstanbul’un, Türkiye’nin ve ilçenin meseleleri üzerinde görüş alışverişinde bulunarak başlıyoruz. Daha sonra gittiğimiz ilçede esnaf ziyaretleri yapıyoruz, kurumları ziyaret ediyoruz ve halkla bir araya geliyoruz. AVM ve pazar ziyaretleri yapıyoruz. Bayrampaşa’da da bunları yapacağız.
Peki neden ilçe ilçe dolaşıyoruz? Genellikle siyaset İstanbul’da ulusal zeminde E5 ekseni üzerinde yapılıyor. Oysa İstanbul bir şehir değil. İstanbul Bulgaristan, Yunanistan ve Arnavutluk’un toplamından daha fazla nüfusun olduğu bir ülke gibi ve büyük, süper bir şehir. İstanbul içinde de 39 tane şehir var. Şimdi Esenyurt güya ilçe, 57 ilden daha büyük Anadolu’daki, Türkiye’deki. Keza Pendik, 54 ilden daha büyük. Onun için İstanbul’u anlamak, İstanbul’daki 39 ilçeyi anlamaktan geçiyor. O ilçelerin sorunlarını anlamaktan geçiyor. Evet, İstanbul’un ortak sorunları var, hiç şüphesiz. Ama ilçelerin de ayrı sorunları var. Hatta ilçelerde mahallelerin kendine has özgü sorunları var. Onun için İstanbul’u anlamak, mahalleleri ve ilçeleri, ilçelerin sorunlarını anlamaktan geçiyor. Şile’nin farklı sorunları bir tarafta, öbür tarafta Silivri’nin kendisine has sorunları var. O sorunları en iyi bilenlerden birisi de benim bu arada Silivri’nin sorunları deyince. Deprem dahil her şeyi yaşadım Silivri’de arkadaşlar. Hakikaten bir gün avukat görüşünde Silivri’de oturuyoruz. Birden avukatlar da ben de sandalyelerimiz havaya fırlayarak ayağa kalktık. Çok güçlü bir deprem oldu ama Allah’a şükürler olsun yıkılan bir şey olmadı Silivri’de o gün İstanbul’da da. Zaten hapishaneyi o kadar sağlam yapmışlar ki sanırım 9 şiddetinde bir deprem bile yıkamaz ama Silivri’de haksız yere düşman ceza hukukuyla tutulanlar için Silivri’yi yıkacak bir deprem var. Ne zaman? Gelecek sene seçimlerde. O seçimlerden sonra hukuk devleti tekrar kurulduğu zaman düşman ceza hukuku uygulamaları sona erdirilip, herkes Anayasa’nın 10. maddesi uyarınca yasalar önünde siyasi görüşü, mezhebi, felsefesi ne olursa olsun eşit şekilde yargılanmaya başladığında, Silivri’den de bugün haksız yere tutuklu bulunanlar anayasa mahkemesi kararına rağmen içeride tutulmaya devam edilenler, serbest kalacaklar ve tutuksuz yargılanacaklardır diye düşünüyorum. Özetle bu ay sonuna kadar sürecek çalışmalarımız çerçevesinde 17 civarında ilçede çalışma gerçekleştirmiş olacağız ve bu sene içerisinde tekrar önümüzdeki aylarda İstanbul’da birer günlük ilçe ziyaretlerini yapmak üzere tekrar geleceğiz.
Tabii İstanbul’un sorunlarının başında hiç şüphesiz biraz önce anlattığım, bizzat yaşadığım deprem geliyor. Bunu siyasetçiler konuşmamayı tercih ediyor. Sevgili İstanbullular da bu konuyu bilinç altlarına itmeyi tercih ediyorlar ne yazık ki ama hepimiz biliyoruz ki bu şehir bir depreme doğru ilerliyor. Bu deprem olsun olmasın, devletler en kötü senaryo ilkesine göre hazırlıklarını yapmak zorundadırlar. İstanbul da en kötü senaryoya, yani 6’nın üstünde bir depreme hazırlıklarını yapmak zorunda olan bir şehir. Bakın, daha kısa bir süre önce Amerikan Büyükelçiliği’ni İstanbul’da yaşayan yurttaşlarına önce Türkçe, nedense kaç Amerikalı acaba Türkçe biliyor, sonra İngilizce olmak üzere iki depreme karşı uyarı çağrısında bulundu. Onu takip eden birkaç gün içerisinde Alman Devlet Radyo Televizyonu olan Deutsche Welle’in İstanbul’da bir depremle ilgili uyarısını gördük. Ama Türk Dışişleri Bakanlığından, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na yönelik bir, ne yapıyorsunuz arkadaşım, siz ne çağrısında bulunuyorsunuz, bizim bilmediğimiz bir şey mi biliyorsunuz diye bir soru sorulduğunu duymadık. Çevre Şehircilik Bakanlığı’ndan da bir açıklama gelmedi, İstanbul Büyükşehir’den de bir açıklama gelmedi. İstanbul’da yaşayan Amerikalılar kendi tedbirlerini aldılar, fakat İstanbul’da yaşayan milyonlarca Türk’e bu konuyla ilgili hiçbir bilgi verilmedi. İnanılır gibi değil, değil mi? Ya göz göre gör olur mu böyle şeyler? Olur tabii. Bakın 6 Şubat depremi göz göre göre oldu. 6 Şubat depreminden 3 sene önce Kahramanmaraş’ta AFAD ve Çevre Bakanlığı bir çalıştay düzenledi. Çalıştayın konusu Kahramanmaraş merkezli 10 bin ili etkileyecek 6.4 şiddetinde bir deprem olursa, buydu konu. Oldu. Peki 3 sene içinde ne yapıldı? Bu 11 şehirde en ufak bir hazırlık yapıldı mı? Depreme dayanaksız binalar yıkıldı mı? Hayır. Yollar açıldı mı? Hayır. Deprem durumunda halka dağıtmak için battaniye ve diğer enkaz kaldırma için gereken eşyalar değişik yerlere stok edildi mi? Hayır. Depremde yıkılmayacağı öngörülen büyük binaların altlarına Japonya’da olduğu gibi gıda ve su stokları yapıldı mı? Hayır. Hiçbirisi yapılmadı arkadaşlar. Bugün İstanbul’da da yapılmıyor.
Ben depremin resmi devlet simülasyonunu gördüm. Beni Ankara’da bir yere davet ettiler. Bilgisayarda İstanbul’u 250 metre x 250 metrekarelik alanlara bölmüşler. Bu bina dahil bütün binaları oralara yerleştirilmiş sanal ortamda. Deprem fay hatları geçiyor İstanbul’da açıktan, denizden. Dediler ki hangi fay hattının kırılmasını istiyorsunuz? Kaç şiddetinde kırılmasını istiyorsunuz? Söyleyin, biz bunu simüle ederiz. Tamam ben de Silivri açığından geçen hat kırılsın dedim. 7.4 şiddetinde dedim. Kırıldı ve nerelerde hangi binaların yıkıldığı görüldü. Hatta öyle ki devrildiği zaman hangi caddelerin kapanacağı da biliniyor. Hiçbir şey bilinmiyor değil arkadaşlar ama hiçbir şey yapılmıyor. İstanbulluların da bu konuda artık canlarını korumak için kendi çocuklarının, torunlarının, eşlerinin, annelerinin, babalarının canını korumak için inisiyatif alması gerekiyor. Bakın birçok sivil toplum örgütü var. İstanbul’da bir tane depreme karşı önlemler için kurulmuş bir toplum örgütü yok. Bu depremde ilk darbede 48 bin evin yıkılacağı öngörülüyor. Her binada 10 kişi olsa 480 bin kişi eder. Ama gerçek sayı bunun çok daha üzerinde. Bu konuda bakın yerel seçimlerde büyükşehir belediye başkan adayımız Azmi Bey’in dışında ortaya ciddi bir program koyan hiçbir büyükşehir belediye başkan adayı olmadı. Biz de partide çok güçlü bir ekiple çalıştığımız için bu konuyu, en hazırlıklı partiyiz. Öncesinde ve sırasında ve sonrasında yapılacaklar konusunda. Neden? Çünkü ekibimizin içinde 1999 depremini kaldıran, İstanbul’da bütün çalışmaları yöneten bir arkadaşımız var. Dönemin deprem zamanı atanan Bayındırlık Müdürü Mimar Firdevs Yüksel Hanım ve onun çevresinde oluşturduğumuz güçlü bir ekip. Depremden önce neler yapılması gerektiğini, yıkılacağı bilinen binaların derhal kamulaştırılarak yıkılıp yolların açılması gerektiğini savunuyoruz. Arkadaşlar bir bina depremde yıkılırsa maliyet 7 lira, siz yıkarsanız 1 lira. Neden? Çünkü siz yıktığınız zaman İçerideki eşyaları taşıyorsunuz. Kabloları söküyorsunuz bakır kabloları. Camları çıkarıyorsunuz. Bunlar ekonomiye tekrar kazanılıyor. Bakın insani maliyetler, ölecek insanlardan bahsetmiyorum. Maddi olarak bile devlet kendisi bu işi yaptığında 7’ye 1. Niye yapmıyorsunuz? İnsanların neden ölümü üzerlerine çullanmasını bekliyorsunuz? On binlerce insan 6 Şubat depreminde hayatını kaybetti. Bakın, 8 Şubat sabah saatlerindeyken ya gece yarısını yeni geçmişti ya da geçmek üzereydi. Rönesans Otel’in kalıntıları içinde çalışan ekiplerle mola sırasında küçük bir sohbet yaptık. Dedim ki kaç ekip çalışıyorsunuz? 3 ekip. Bir ekipte kaç kişi var? 12 kişi. Tamam, 36 kişi anlık olarak orada çalışıyorlardı. Peki, İstanbul depremi için kaç kişiye ihtiyaç var, kaç kurtarıcıya ihtiyaç profesyonel? Profesyonel, 642 bin kurtarıcıya ihtiyaç var. Arkadaşlar, TSK’da böyle bir şey yok. Şu ana kadar planlanmış İstanbul’a gelecek 7 bin tane Zonguldak’tan gelecek madenci var. Hepsi bu Soma’dan da Bursa’ya gelecek 3 bin madenci var. Bunların bir bölümü İstanbul’a, 10 bin. Geriye kalıyor 632 bin tanesini bulmak. Durum bu. İstanbul depremi Zafer Partisi’ne güvenirseniz çok daha az bir maliyetle atlatabiliriz. Birinci sizlerle paylaşmak istediğim husus bu. Lütfen dışarıya çıkınca unutmayın. Söz konusu olan şey sizin ve çocuklarınızın ve eşinizin, annenizin, babanızın hayatı, başka bir şey değil. Bununla Rus ruleti oynamayın arkadaşlar.
Keza İstanbul’un yaşam kalitesinin düştüğü, bunu biliyoruz ama aynı zamanda organize suç örgütlerinin, çetelerin, uyuşturucu çetelerinin, sanal kumar çetelerinin adeta çullandığı bir şehir. Uluslararası mafyanın yerleştiği bir şehir. Önce kara para geldi Türkiye’ye, bu bir ekonomi politikti kendiliğinden gelmedi, açıldı öyle açıldı. Önce kara para geldi, sonra kara paranın sahipleri geldiler. Türkiye’de İnterpol’ün aradığı kırmızı bültenli adamlar, mafya liderleri vatandaşlık aldılar arkadaşlar. İstanbul’un sokaklarında yabancı mafya şefleri birbirleriyle çatışıyor ve suikastlar düzenleniyor. Sadece bu mu? İstanbul’un sokaklarında yaşları 15 ile 25 yaşında adamlar 10 bin lirayla 50 bin lira arasında yapılan ödemelerle cinayet işliyorlar. Bakın önümde TÜİK’in istatistikleri var. Suça sürüklenen çocuk istatistiği. 2010 yılında yaklaşık 83 bin çocuk suça sürüklenmiş. 2023 yılında 178 bin. 14 yılda neredeyse 2 kat artmış ve artmaya devam ediyor. Aradaki yıllar da var her yıl artmış. Yani münferit değil, sistemli bir artış. Ya hiç düşündünüz mü bir çocuk neden suça sürüklenir? Kötü mü doğuyor bu çocuklar? Kötü oldukları için mi suça sürükleniyorlar? Yok. Arkadaşlar, bu çocukları suça uygulanan politikalar sürüklüyor. Ülkeyi yoksullaştıran, orta sınıfı ortadan kaldıran, küçük bir azınlıkla geride kalanlar arasında açılan uçurum sürüklüyor. İstanbul’da barınma sorunu bu çocukları suça sürüklüyor. Televizyonlarda yayınlanan ve her birisinin sahte parıltılı çalışmadan ve şiddet yoluyla elde edilen parayı kutsayan dizilerle çocuklar suça sürükleniyor. Uyuşturucu patronlarının değişik kafeteryaları av alanı haline getirmeleri ve bu çocukları baştan çıkarmalarıyla ve buna karşı önlem alınmamasıyla suça sürükleniyor. Sonuçta İstanbul’da kullanılan uyuşturucu miktarının Amsterdam’da kullanılan uyuşturucudan daha fazla olduğunu devlet açıklıyor. Bu politikaya karşı da Zafer Partisi dışında bir partinin sistemli ve Türkiye’nin ulaşmış olduğu organize suç örgütlerinde Avrupa’da 1., dünyada 14. sıra gerçeğini ortadan kaldıracak politikası yok. Bir tek Zafer Partisi Tertemiz Türkiye Projesiyle uyuşturucu, organize suç ve sanal kumara karşı nasıl bir siyaset izleyeceğini açıklamış durumda ve her fırsatta açıklıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
Eğer uyuşturucu konusunda ayrı bir yasal düzenleme yapmaz ve cezaları ağırlaştırmaz isek, uyuşturucu baronlarının bütün mal varlıklarına el koymaz isek, uyuşturucu ve sanal kumar organize suç çetelerini besleyen insan kaynaklarını ortadan kaldırmaz isek, sonuç almamız mümkün değil. Biz de Zafer Partisi olarak yasayı değiştireceğimize ve cezaları arttıracağımıza, mücadeleyi sadece yurt içinde değil, Türkiye’ye yönelik her türlü uyuşturucu sevkiyatıyla yurt dışından başlayarak mücadele edeceğimize, sokak çocuklarını devletin çocukları yaparak çetelerin insan kaynaklarını kurutacağımıza, siyaset ve devlet içinde çetelerin bağlarını ağır tedbirlerle yok edeceğimize ve uyuşturucu ve sanal kumar bağımlılarına zorunlu tedavi getireceğimize dair size söz veriyoruz. Hiç kimse ben uyuşturucu kullanırım, bu benim kişisel hakkım diyemez. Uyuşturucu kullanmak canlı bomba olmak gibi bir şey. Nasıl bir canlı bomba, ölecek olan benim, ben bu bombalarla dolaşırım toplum içinde diyemezse, ben dilediğim zaman uyuşturucu kullanırım, tedavi olmam deme hakkına sahip olmayacak, çünkü her uyuşturucu kullanan aynı zamanda bir tedarikçi haline geliyor zaman içerisinde ve toplum için tehdide dönüşüyor. Annesi, babası veya bir akrabasının tedavisini istediğine dair dilekçe vermesiyle mahkeme derhal karar verecek ve toplumdan uzak, çalışarak tedavi olacakları rehabilitasyon merkezine ve sağlıklarına kavuşacakları bir güçlü tedavi süreci içerisine girecekler.
Değerli İstanbullular, tabi Bayrampaşalılar dememiz lazım çünkü burası bir şehir adeta. Tabii ki İstanbul’un en önemli meselelerinden bir tanesi, şimdi Ümit Özdağ 15 dakika oldu konuşmaya başlayalı, hala Suriyeliler demedi diye düşünebilirsiniz. Merak etmeyin sizi daha fazla merakta bırakmayacağım. Arkadaşlar bu şehirde 4 milyon yabancı var biliyorsunuz. Azmi Bey, Google’dan bakar mısınız? Bir kişi kaç litre su tüketiyormuş günde. İçerek, banyo yaparak, ellerini yıkayarak, tuvalete girdiği zaman. Asgari insani ihtiyaç, hayatta kalma için. 20-25 litre, 3-5 litre içme, basit temizlik, el yüz yıkama 15-20. Buna bir de yıkanmayı eklerseniz, ortaya çıkan miktarı 4 milyonla çarpın. Şimdi 4 milyon rakamını biz kendimiz bulmuyoruz arkadaşlar. Bu benim Büyükşehir Belediyesi’nin kayıtlı isimler üzerinden ve kullanım miktarıyla kayıtlı isimler arasındaki farktan çıkarak yaptığı tespit. Bu 4 milyon insanın İstanbul’dan çıkması durumunda İstanbul’da kiralar düşer mi yükselir mi? Düşer. İstanbul’da enflasyon düşer mi gıda enflasyonu? Elbet düşer. Yani biz bundan bahsettiğimiz zaman Türkiye ve İstanbul için sığınmacılar, kaçaklar meselesinden, şehrin güvenliğinden bahsediyoruz, şehrin geleceğinden bahsediyoruz ama aynı zamanda şehrin ekonomisinden de bahsediyoruz.
Tabii önemli, altı çizilmesi gereken bir husus da arkadaşlar şehirlerin vizyonları vardır. Mesela Şangay’ın bir vizyonu var, Yeni Delhi’nin bir vizyonu var. Şangay’ın vizyonu ne? Şangay’ın vizyonu New York ile yarışmak, Manhattan’ı geçmek, dünyanın bir numaralı şehri olmak. Yeni Delhi bilişimin başkenti olmak. Berlin, Avrupa’nın başkenti olmak. Peki İstanbul’un vizyonu var mı? Benim bildiğim İstanbul’un bir vizyonu yok. İstanbul günlük yaşam içerisinde hayatta tutunmaya çalışan insanların yaşadığı dünyanın en güzel şehri ve dünyanın en avlanacak kullanılan coğrafyası aynı zamanda. Şimdi bu coğrafyaya karşı ve bu kente karşı başka büyük suikast girişimi var. Kanal İstanbul. Geceleri 19, gündüzleri 21 milyon kişinin yaşadığı bu kentte şimdi bir de 2,5 milyon nüfusu Kanal İstanbul etrafına, çoğu yabancı, ekleme projesi. Kanal İstanbul inşa edildiği zaman Marmara Denizi’nin bir bataklığa dönüşeceği sabit biz söylemiyoruz bunu, bilim insanları söylüyor. Biyologlar söylüyor. Jeologlar söylüyor. Çünkü Kanal İstanbul’un derinliği İstanbul boğazında olduğu gibi Karadeniz’le Marmara arasında alt ve üst akıntı olmasını engelleyecek sadece üst akıntı olacak, bu da Marmara Denizi’ni hızla kirleten bir kirli su akışını beraberinde getirecek. Sadece bu mu? Balkanlardan gelen yeraltı sularının siz beton bir bariyerle İstanbul’la Trakya’yı ayırdığınız zaman İstanbul’a geçmesini engelleyecek ve bir süre sonra burada yeraltı suları kuruduğu zaman tuzlu su bu alanı denizlerden dolduracak ve geriye kalan ada, kurak bir alana dönüşecek. Neresinden bakarsanız bakın, kabul edilebilir değil. Yani İstanbul’un deprem dışında, organize suç örgütleri dışında karşı karşıya olduğu 3. büyük tehdit Kanal İstanbul tehdididir. Bakın bu tehdittir Kanal İstanbul. Biz Kanal İstanbul Projesini durduracağız. Oradan arazi satın alanlara da bir müjdemiz var. O arazide küçükbaş hayvan yetiştirebilirler. Çadır da kurabilirler. Tavuk da yetiştirebilir, yumurtacılık yapabilirler satın alırız.
Kendi kendinize buradan çıktığınızda sorabilirsiniz. Genel Başkan hep durduracakları olumsuzluklardan bahsetti. Peki olumlu olarak İstanbul’la ilgili nasıl projeleri var? Biz İstanbul’a İstanbul 3.0 Projesiyle yaklaşıyoruz. Neden İstanbul 3.0? Çünkü 3. bin yılda bir yeni vizyonla İstanbul’u ele almaktan bahsediyoruz. İstanbul’un bir vizyonu yok. Peki, İstanbul hangi vizyona sahip olabilir? Bizim durduğumuz noktada İstanbul yüksek teknolojinin başkenti olan bir şehir olmalı. İstanbul, Berlin’le, Tokyo’yla, Yeni Delhi’yle, Avrasya ekseni üzerinde yüksek teknoloji ve bilişim teknolojilerinde yarışan kent olmalı. İstanbul’da tekstil olmaz arkadaşlar. İstanbul’da oto yedek parça sanayisine de gerek yok. Bunlar Ankara ve Bursa hattına, Zonguldak Liman olmak üzere kaydırılacak ve sanayi kolları. Tabii bu kayışla birlikte belirli bir nüfus da İstanbul dışına çıkacaktır. Yani İstanbul’un aşırı yoğunlaşan ve kentin belirli alanlarını artık çöküntü alanı haline getiren yapısı da bu yeni sanayileşme politikasıyla ortadan kalkacaktır. İstanbul’un depreme dayanıklı en sağlam bölgesi olan Kuzey bölgesini dünyanın en önde gelen bilişim firmaları için serbest ticaret alanına dönüştüreceğiz ve burada yatırım yapmak için davet edeceğiz. Türk özel sektörünün de burada yapacağı yatırımları devlet teşvik ederek destekleyecek. İstanbul bir turizm başkenti, İstanbul bir sağlık başkenti, İstanbul bir bilişim ve İstanbul bir kültür başkenti olmalı ama İstanbul organize suçun, depremin, uyuşturucunun başkenti olmamalı.”
