“HER GÜN ÜÇ ÇOCUĞUMUZDAN BİRİSİ OKULA AÇ GİDİYOR”
“BARONLARLA TANIŞIK OLUP TORBACILARIN BACAĞINI KIRMANIN FAYDASI YOK”
“19. YÜZYILDA AFRİKA TOPRAKLARINI SÖMÜREN EMPERYALİST ZİHNİYETİN AYNISI ŞİMDİ ANADOLU TOPRAKLARINI SÖMÜRÜYOR”
“ALTIN YUMURTLAYAN TAVUKLAR KESİLİYOR”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, İzmir İl Başkanlığımızda basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Sizleri 23 Nisan’da sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Milli Egemenlik Bayramımız aynı zamanda İstiklal Harbimizi başlatan Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş tarihi ve her 23 Nisan’da Türk çocuklarına Atatürk tarafından hediye edilen bu bayramı her yaştan çocuk ama Cumhuriyet çocukları büyük bir gururla kutlamaya devam ediyorlar. Onun için sadece bugün çocuk olanlar değil, Cumhuriyet tarihi boyunca çocukluklarını yaşayan herkes bu bayramın doğal sahibi durumundadır.
Ancak bu 23 Nisan’da önce Siverek’te, sonra Kahramanmaraş’ta gerçekleşen çok elim bir hadiseler dizisi sonrasında 23 Nisan Bayramı’nı bugün kutluyoruz. Bu olayın bir daha tekrarlanmaması en büyük dileğimiz. Ancak şunu da ifade edelim: bugün Milli Eğitim Bakanlığı’na anneleri ve babaları tarafından emanet edilen gençlerin karşı karşıya olduğu eğitim sistemi içerisindeki en büyük sorunların başında şüphesiz Milli Eğitim Bakanlığı’nın her türlü pedagojik ve bilimsel ilkeyi ihlal ederek tarikat ve cemaatleri eğitim sistemi içerisine sokmasıdır. Her gün bir başka dernekle imzalanan anlaşmanın liselere, ortaokullara yollandığını lise müdürlerinin, ortaokul müdürlerinin, öğretmenlerin şikayetlerinden takip ediyoruz. Ve bu yaklaşım, bu uygulamalar gençlerimizi gelişmiş ülkelerin ve gelişmekte olan ülkelerin gençleriyle rekabet edebilecek yeteneklerle donanmalarından alıkoyuyor. 21. yüzyılın fırsatlarını ve 21. yüzyılın meydan okumalarını yönetebilecek bir donanıma sahip olmadan mezun oluyorlar. PISA sınav sonuçlarının Türkiye açısından ortaya koyduğu durum budur. Daha sonra da üniversitelerin kalitesi düşen, sayısı artan ama gerek ders kalitesi gerek öğretim üyesi kalitesi gerek bilimsel araştırma kalitesi düşen Türk üniversitelerinin dünyadaki ilk 100 üniversite, 200 üniversite, 300 üniversite, 400 üniversite arasında yer almadığını, ancak 500 üniversitenin arasında birkaç üniversitemizin olduğunu görebiliyoruz.
“Baronlarla tanışık olup torbacıların bacağını kırmanın faydası yok”
Evet, bugün çocuklara hediye edilmiş bir bayram ama aynı zamanda 1935’ten bu yana nüfusun geneli içinde oran olarak en az çocuğun olduğu yıldan geçiyoruz. ‘Erdoğan üç çocuk yapılması gerekir’ dedi. Doğrudur. 2,1 olmazsa doğum oranı bir millet azalır. Bugün Türkiye’de doğum oranları 1,4’e düşmüştür ve Türk milleti azalmaktadır. Açık durum budur. Evet, Sayın Erdoğan üç çocuk diyor ama hiç düşünüyor mu asgari ücretle çalışan bir baba üç çocuğa nasıl bakacak? Asgari ücretle çalışan bir anne ve baba, ikisi birlikte nasıl bakacaklar? Toplum fakirleşiyor arkadaşlar. Gayrisafi milli hasılanın büyük bir bölümünü sürekli zenginleşen yüzde 10’luk bir kesim kontrol ederken, toplumun geriye kalan kısmının büyük bir fakirleşme süreci içerisinde olduğunu görüyoruz. Her gün okula giden üç çocuğumuzdan birisi aç olarak okula gidiyor. Ve okulların eğitim kalitesi düştüğü gibi önlerinde de torbacılar tarafından karşılanan çocuklarımızı görüyoruz. Evet, uyuşturucu okul önlerinde dolaşıyor. Hani eski bir Bakan torbacıların bacaklarını kıracağını söylemişti ya. Oysa bacakları kırılması gereken önce baronlar. Baronlarla tanışık olup torbacıların bacağını kırmanın faydası yok.
Daha birkaç gün önce bir öğretmen hanım mesaj atmış bana WhatsApp’tan. Kendi okulunun önünde gördüğü 13-14 yaşında bir çocuk, kendi okulundan değil ama. Ona burada ne aradığını sorduğu zaman çocuk dönüp, ‘korkma hoca seni öldürmeyeceğiz’ diyor. Bunu çok büyük bir rahatlıkla söylüyor. Kadın panik ve telaş içerisinde bunu bana yazmış. Evet, uyuşturucu bağımlısı sayısı 3 milyonu geçmiş durumda. Sanal kumar bağımlıları milyonların üzerinde. Bursa’da bir iş adamı grubuyla konuşurken dedi ki, yanında çalışan 200 işçinin bordrolarından biliyorum, 100 tanesi sanal kumar bağımlısı.
Çok değerli arkadaşlar,
Konuşmamın başında değinmiş olduğum Siverek’teki ve Kahramanmaraş’taki saldırıya gelince benzerlerini Amerika Birleşik Devletleri’nde görüyor ve şaşırıyorduk. Şimdi kendi ülkemizde görüyoruz. Hemen bu üzücü saldırılardan sonra 23 Nisan’da törenleri iptal edelim, erteleyelim, yapmayalım tartışmaları gerçekleşti. Mesele çocuklarımıza hediye edilmiş bir bayramı ertelemek, kutlamaktan vazgeçmek, şenlikleri durdurmak çerçevesinde değerlendirilmemeli. Mesele bu tür elim olayların gerçekleşmesini engelleyecek önlemleri zamanında alarak çocuklarımızın kendilerine hediye edilen bayramı hakkıyla kutlayabilecekleri ortamı sağlamak olmalı.
Bakın, bu elim olaydan sonra yapmış olduğum açıklamada, bu olayın üzerinde basının çok durmaması gerektiğini, çok gündeme getirmemesi gerektiğini, bunların günlük siyasette kullanılmaması gerektiğini söylemiştim. Çünkü bu tür haberlerin uzmanlar başka olayları saldırıları da tetikleyebileceğini ifade ediyorlar. Ankara’da, biraz önce Sözcü Gazetesi haber verdi, ortaokul birinci sınıf, eski beşinci sınıf öğrencisi üç günden beri dedesinin silahını torbaya koyup okula geliyormuş. Okul yönetimi yakalamamış. Veliler ihbar etmiş. Demek ki veliler okulun içinde olanı, okul yönetiminden daha iyi biliyorlar, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan daha iyi biliyorlar. O zaman ortaya yeni bir sistem konulması şart. Biz de bu konudaki görüşlerimizi Bakanlıklarla paylaşmaya hazırız. Allah korusun yoksa daha bu tür olayların yaşandığı günleri göreceğiz. Bunu görmemek için bu meseleyi ortak aklı kullanılarak hızla çözülecek önlemleri Türkiye almak zorundadır.
Değerli arkadaşlar,
Üzerinde durmak istediğim hususlardan birisi de Avrupa Birliği yetkilisi Ursula von der Leyen’in yapmış olduğu açıklamadır. Türkiye, Rusya ve Çin’in oluşturduğu tehdide karşı Avrupa Birliği’ni ortak tavır almaya çağırdı. Evet, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa ülkeleri dünya gücü olmaktan çıktılar. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında geçen on yıllar içinde Avrupa’nın stratejik aklının bu kadar küçülebileceğini hiç düşünmemiştim. Birisi yükselen devlet kapitalizmiyle bir milyar 200 milyonluk nüfusuyla yeni hegemon olma adayı olarak görülen Çin, öbürü nükleer silahlara sahip ve 1917’den bu yana aşağı yukarı Avrupa’ya karşı bir sistemsel duruşu ve sonra da jeopolitik duruşu temsil eden Sovyetler Birliği ve Rusya Federasyonu, öbürü ise NATO ülkesi, Avrupa Birliği tam üye adayı Türkiye. Avrupa Birliği temsilcilerinin buna rağmen Türkiye’yi koydukları kategori, Rusya ve Çin’in yanında düşman ülke olmak durumunda. Önümüzde iki seçenek var: Ursula Hanım ve Ursula Hanım gibi düşünenlere güvendikleri bir psikiyatristle görüşmelerini önerebiliriz. Bu birinci çözüm. İkinci çözüm ise akıllarını başlarına alıp, doğru dürüst siyasi ve jeopolitik değerlendirmeler yapabilmek için oturup masaya Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin nasıl sağlıklı bir zemine oturması gerektiğini, oturabileceğini konuşabiliriz.
Biz Zafer Partisi olarak Avrupa’yı düşman şeklinde görmüyoruz. Avrupa’yı yanlış bir ilişki kurulmaya çalışılan bir ortak olarak görüyoruz. Nedir bu yanlış ilişki? Avrupa Birliği tam üyeliği. Her iki tarafta birbirlerine ve kendi halklarına bu konuda yalan söylüyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olmayacağını Avrupalılar da biliyorlar, Türkiye’de hükümet de biliyor. Ama Avrupalılar alıyormuş gibi yapıyorlar. AK Parti hükümeti de 2002’den bu yana giriyormuş gibi yapıyor. Ve bu ilişki biçimi sağlıklı bir zemine oturmadığı için ilerleme kaydetmediği gibi ilişkileri de köklü bir şekilde zedeliyor. Şurası kesin bir gerçek ki Gümrük Birliği sürdürülebilir değil ve Zafer Partisi iktidarında Gümrük Birliği anlaşması sona erdirilecek. Ancak öte yandan Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ticareti, Avrupa Birliği’nin de Türkiye ile ticarete ihtiyacı var. Onun için yeni bir ilişki modeli kurmak zorundayız. Biz burada serbest ticaret bölgesi modelini Avrupa Birliği’ne öneriyoruz. Bunun içeriğinin nasıl belirleneceği konusunda da taraflar arasında yapılacak rasyonel bir temele dayalı, karşılıklı menfaatleri gözeten anlaşma ve görüşmelerin yapılması sürdürülmesi gerekiyor.
Değerli basın mensupları,
Buraya gelmeden önce Muğla’da iki günlük ziyarette bulundum ve bu ziyaret çerçevesinde Akbelen Ormanları’nı da ziyaret ettim. Orada çevre tahribatına karşı direnen köylü kardeşlerimizin yanında yer aldım. Aslında Akbelen sadece Akbelen değil, Akbelen’deki direniş Türkiye’de AK Parti iktidarı tarafından gerçekleştirilen çevre tahribatlarına karşı direnişin sembolü. Sadece Akbelen’de tahribat yapılmıyor. Erzincan İliç’te de tahribat yapılıyor, Giresun’da, Tirebolu’da da tahribat yapılıyor, Kayseri Develi’de de tahribat yapılıyor, İzmir’de de tahribat yapılıyor. Yani Türkiye’nin her tarafında 19. yüzyılda Afrika topraklarını sömüren emperyalist zihniyetin aynısı şimdi Anadolu topraklarını sömürüyor ve sömürürken de zehirliyor. Akbelen’deki direniş, bütün bunlara karşı direnişin bir sembolü haline gelmiştir.
AK Parti iktidarı kendisini ‘muhafazakar’ olarak tanımlıyor. AK Parti iktidarı kendisini dine saygılı olarak tanımlıyor ama ‘ant olsun zeytine, ant olsun incire’ diye ant içilen bir kutsal kitaba sahip olmamıza rağmen bırakın bu ülkenin doğal zenginliklerini muhafaza etmek, tahrip edilmesinin önünü açıyor, kolaylaştırılıyor. Bu kabul etmediğimiz ve kabul etmeyeceğimiz bir durum.
Değerli basın mensupları,
Tabi gittiğimiz her şehirde o şehrin ekonomik hayatının önemli unsurlarını ziyaret ediyor ve görüş alışverişinde bulunuyoruz onlarla. Ticaret odalarını, sanayi odalarını ziyaret ediyoruz, ekonomiyle ilgili dernekleri ziyaret ediyoruz, esnaf odalarını ziyaret ediyoruz. Bütün bu ziyaretler sırasında bir şeyi çok net olarak görüyoruz. Nedir biliyor musunuz? Hepsi AK Parti’den umutlarını kesmişler. Hepsi. ‘ Yani bunlar ya kötü gidiyor ama şöyle yaparlar ve ekonomiyi yine düzeltirler’ diyen kimse yok. Bunun için de AK Partili olarak bilinen iş insanları da var. Esasen AK Parti’nin ekonomiyi düzelteceğinden AK Parti doğumunu kesmiş. AK Parti’nin yarı resmi yayın organı Yeni Şafak. Bakın bir iki gün önce hangi manşeti atıyor? Görüyor musunuz? Zafer Partisi iktidarında atılmıyor bu manşet. AK Parti iktidarında atılıyor. ‘Faiz arttı, döviz yükseldi, enflasyon azdı, üretim düştü, sanayi duruyor, ekonomide rasyonel çöküş’. Çok doğru. Ekonomiyi ya irrasyonel çökertiyorlar ya da rasyonel çökertiyorlar. Ama ekonomiyi çökertiyorlar. Durum, arkadaşlar bu.
Bu çerçevede biz de Zafer Partisi olarak yaptığımız bu ziyaretlerde Zafer Partisi’nin adalet, eğitim ve ekonomi programlarının ki biz birlikte değerlendiriyoruz bu üç programı, muhataplarımızla paylaşıyoruz. Hukukun olmadığı yerde ekonomi ayağa kalkmaz. Eğitim sistemini yeniden kurmazsak 21. yüzyılın meydan okumalarına karşı çıkamayız. Biz Zafer Partisi olarak mevcut sistemin hatalarını düzeltici bir programla değil, ekonomi, adalet ve eğitimde sistemi yeniden kuran, kurucu bir programla Türk halkının karşısına çıkıyoruz ve bu programı anlatıyoruz. Bu akşam da İzmir’de yapacağımız iş dünyasıyla toplantımızda ekonomi programımızı İzmir iş dünyasıyla paylaşmaya ve İzmir iş dünyasından gelecek soruları cevaplandırmaya başlayarak sürdüreceğiz.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Tarihi taşınmazların Vakıfbank Genel Müdürüne devri söz konusu oldu. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Evet, AK Parti biliyorsunuz büyük ekonomik buhranı aşmak için ortaya bir politika koyamadığı için iki yola gidiyor. Bir, halka ceza veriyor. Esnafa ceza veriyor, kamyoncuya ceza veriyor. İki, vergi yüklerini azaltıyor ve vergi yüklerini azaltırken büyük bir özelleştirme adı altında ülkenin elinde kalan son zenginlikleri satma çabası içerisine giriyor. En son biliyorsunuz otoyolları ve köprüleri satmak için Portekiz şirketleriyle bir görüşme yaptılar. Bizim gördüğümüz şey şu arkadaşlar, birkaç on yıl içerisinde 65-70 milyar dolar kazanacağımız varlıkları 6-7 milyar dolara satmaya hazırlanıyorlar kısa vade için. Yani altın yumurtlayan tavuklar kesiliyor. Yeter ki gelecek seçimi kazanalım. Peki sonra? Hiç umurlarında değil. Ne istihdamı arttıracak bir yatırım projesi var ne yeni teknolojilere ve dördüncü sanayi devrimine ulaşacak bir proje var ortada. Ne Türkiye’nin 10 yılda 300 milyar dolara yakın para harcadığı petrokimya ürünlerinin ihtiyacını karşılayacak bir petrokimya tesisi yapma projesi var. Hiçbir şey yok. Olan tek şey varsa yoksa inşaat, arazi ve özelleştirme. Bundan ibaret. Bu, Türkiye’yi sadece aşağıya çekiyor. Buna artık Türk halkının kendi çocuklarının geleceğini kurtarmak için hayır demesi lazım. Yoksa herkes kendi çocuğuna ve torunlarına karşı vebal içerisine girecek. Durum budur.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Alsancak Limanı’nın özelleştirilmesi hakkında ne söyleyeceksiniz?” sorusunu yanıtladı:
“ Biz bütün özelleştirmeleri yeni baştan gözden geçireceğiz ve Türkiye’nin menfaatine olmadığını gördüğümüz bütün özelleştirme süreçlerini durduracağız. Ancak doğru yapılmış, Türkiye’nin ekonomik çıkarlarını temsil eden, Türk halkının zenginliklerini çalmadığını düşündüğümüz bir süreç var ise onu geçerli kabul etmek durumunda olacağız. Kimse de bize şunu söylemesin. Devlette devamlılık esastır. Evet, devlette devamlılık esastır. Devlet AKP ile başlamamıştır. Devlet 4 bin seneden beri vardır. AKP dönemi geçici bir dönemdir. Bir ara dönemdir sadece. Hukuk devleti zeminine oturduğunda bütün bu kararlar hukukun üstünlüğü zemininde tekrar gözden geçirilecektir. Bunun için de bir seçime ihtiyaç vardır. Ara seçim Anayasal bir zorunluluktur ama Anayasayı tanımayan, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımayan, muhalefete karşı düşman ceza hukuku uygulayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bunu biliyoruz. Ama sonuçta ara seçim yapmasalar da karşı çıksalar da biz ara seçim talebimizi gündeme getirirken muhakkak seçim olacağını ve bu seçimde Türk halkının AK Parti’yi, iktidarı emekliye sevk edeceğini görüyoruz.”

