1. Haberler
  2. Siyaset
  3. “ÖZGÜR ÖZEL’E VE BÜTÜN ATATÜRKÇÜ, VATANSEVER, TÜRK MİLLİYETÇİSİ LİDERLERE DEMOKRATİK BİR KUVA-Yİ MİLLİYE ANLAYIŞIYLA ATATÜRK’TE BİRLEŞME ÇAĞRISI YAPIYORUZ”

“ÖZGÜR ÖZEL’E VE BÜTÜN ATATÜRKÇÜ, VATANSEVER, TÜRK MİLLİYETÇİSİ LİDERLERE DEMOKRATİK BİR KUVA-Yİ MİLLİYE ANLAYIŞIYLA ATATÜRK’TE BİRLEŞME ÇAĞRISI YAPIYORUZ”

featured

“ÖZGÜR ÖZEL’E VE BÜTÜN ATATÜRKÇÜ, VATANSEVER, TÜRK MİLLİYETÇİSİ LİDERLERE DEMOKRATİK BİR KUVA-Yİ MİLLİYE ANLAYIŞIYLA ATATÜRK’TE BİRLEŞME ÇAĞRISI YAPIYORUZ”

“GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK BU DEVLETİ KURARKEN ŞEYH SAİD VE SEYİT RIZA’YLA AYNI MASAYA OTURMADI”

“CUMHURİYET HALK PARTİSİ GERÇEKTEN ATATÜRK’ÜN PARTİSİYSE BÖLÜCÜLERLE, ŞEYH SAİD’İN, SEYİT RIZA’NIN İZİNDEN GİDENLERLE AYNI MASAYA OTURMAMALIDIR”

“YOKSULLUK SINIRININ YÜKSELDİĞİNİ, ORTA SINIFI ADETA SİSTEMDEN SİLİNDİĞİNİ GÖRÜYORUZ”

“SWAP VE YÜKSEK FAİZLE ŞİŞİRDİĞİNİZ MERKEZ BANKASI REZERVLERİNİN YARISINDAN FAZLASI ERİDİ, SAVAŞ BİR AY DAHA SÜRERSE NE YAPACAKSINIZ?”

“BİR ÜLKEYİ ‘TAŞ DEVRİNE YOLLAYACAĞIZ’ DEMEK SAVAŞ SUÇUDUR”

“BUNLAR BİR TEMAS ÇERÇEVESİ DEĞİL, BİR ANLAYIŞ ÇERÇEVESİNİ OLUŞTURMAK İÇİN YAPILAN ÇAĞRILARDIR”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Video indirme linki: https://we.tl/t-TG7GAv281uiroVBW

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Zor günlerden geçiyoruz. Bu basın toplantısından sonra Sincan’a gideceğim ve Sincan’da halen tutuklu bulunan Bolu Belediye Başkanı Sayın Tanju Özcan’ı ziyaret edeceğim. Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Belediye Başkanlarına yönelik dava, itham ve operasyonlar, tutuklamalar görülmemiş bir hızla devam ediyor ve ağır boyutlara ulaştı. Biz Zafer Partisi olarak siyasi parti ayrımı gözetmeksizin yargının siyasallaştırılmasını, siyasi rakiplerin yargı marifetiyle baskı altına alınarak etkisizleştirilmesi çabalarını kabul etmiyoruz. Bize yönelik de böyle operasyonlar yapıldı, yapılıyor ve bir bütün olarak Zafer Partisi mensuplarıyla bu süreçlere direniyoruz. Bu tür uygulamalar akla, vicdana, evrensel hukuk ve demokratik toplum ilkelerine karşıdır, düşmandır. Toplumsal barışa büyük zarar vermektedir. Tekrar kınıyoruz. Unutulmamalıdır ki bir gün herkes bağımsız yargıya ihtiyaç duyacaktır.

Silivri’de hücremden çıkarıldım, bir avukat görüşmesine gidiyordum. Baktım karşı tarafta, koridorun öte tarafında bir hücrenin kapısı kilitli, halbuki gündüz açık olması gerekiyordu avlu kapısı. Dedim ki ‘neden kilitli bu avlu kapısı?’ Dediler ki ‘içeride bir FETÖ’cü emniyet müdürü yatıyor, müebbet hapse mahkum, onlar günde ancak üç saat dışarı çıkabilirler’. O FETÖ’cü emniyet müdürünün daha önceki yıllarda nasıl suçsuz subayları, generalleri kumpaslarla içeriye attırmak istediğini hatırlıyoruz. O da bugün hukuka ihtiyaç duyuyor.

“Özgür Özel’e ve bütün Atatürkçü, vatansever, Türk milliyetçisi liderlere demokratik bir Kuva-yi Milliye anlayışıyla Atatürk’te birleşme çağrısı yapıyoruz”

Yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının araştırılmasına, soruşturmaların ve yargılamaların yapılmasına elbette karşı değiliz. Bu adalet mekanizmasının görevidir. Ancak milletin oylarıyla seçilmiş Belediye Başkanlarını sabah baskınlarıyla evlerinden almak, tutuklama furyaları içerisine sokmak ve uzun tutukluluk süreçlerinin adeta mahkumiyete dönüşmesi düşman ceza hukuku uygulamasıdır. Keza, Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş şekilde parti kongrelerinin iptal edilerek kayyum atama girişimleri de bir başka şekilde baskı kurma çabasıdır. Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’in bazı Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekillerini istifa ettirerek ara seçim yolu açmak istediğini görüyoruz. Ancak ara seçimin tek başına bir çözüm olmadığı ortada. İstifaların gerçekleşmesi ise iktidar bloğunun arzusuna bağlı. Gelinen bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve onun Sayın Genel Başkanı’na bir çağrıda bulunmak istiyoruz. Zafer Partisi olarak hukuk devleti ve demokrasiye inanan, Atatürk’e ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerine gönülden bağlı olan tüm siyasi parti ve oluşumların geniş bir milli ittifak paydasında birlik ve beraberlik içinde bir araya gelmesinin çok önemli, çok etkili ve çok değerli olduğunu görüyor ve düşünüyoruz. Sayın Özgür Özel’e ve bütün Atatürkçü, vatansever, Türk milliyetçisi liderlere demokratik bir Kuva-yi Milliye anlayışıyla Atatürk’te birleşme çağrısı yapıyoruz. Eli kanlı terörist başını kurucu önder ilan edenlere karşı Türk milletinin ve Cumhuriyetimizin ebedi ve büyük önderi Atatürk’te birleşmeye davet ediyoruz. Sayın Özgür Özel ve CHP yönetimini ‘Terörsüz Türkiye’ laflarıyla DEM, PKK ve BOP’un silahla terörle gerçekleştiremediği ihanetlerini açılım adı altında ve Anayasa değişikliğiyle yapma gayretlerini boşa çıkarmaya, bu şer ittifakına dolaylı ve mahcup bir destek olarak görülen o masaya oturmamaya ve masayı terk etmeye davet ediyoruz. CHP’nin o masada oturuyor olması bütün keyfiliklere, hukuksuzluklara, baskılara ve antidemokratik uygulamalara rağmen iktidara meşruiyet vermekten öte bir anlam ifade etmemektedir.

Değerli Zafer Partiler, değerli basın mensupları, değerli yurttaşlarım,

Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu devleti kurarken Şeyh Said ve Seyit Rıza’yla aynı masaya oturmadı. Onlar için gerekeni yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi gerçekten Atatürk’ün partisiyse bölücülerle, Şeyh Said’in, Seyit Rıza’nın izinden gidenlerle aynı masaya oturmamalıdır. CHP’den bunu beklemek milletimizin büyük çoğunluğunun da açık şekilde ortaya koyduğu talebidir. Gelin, bölücü terörün eli kanlı ağababasını kurucu önder ilan edenlerle aynı masada oturarak onlara meşruluk sağlamak yerine Cumhuriyetimizin kurucu ve ebedi önderi Büyük Atatürk’te birleşelim, emperyalist oyunları birlikte bozalım.

Evet, bu çağrımızı yaparken Türkiye’nin içinden geçtiği ağır ekonomik kriz değil artık, buhranın da her geçen gün halkımızın omuzlarında nasıl baskıcı ve yıkıcı hale geldiğini görüyoruz. AK Parti iktidarının günü kurtarmaya yönelik, halkı fakirleştirirken küçük bir grubu, rantiye grubunu zenginleştiren ekonomik politikaları, Türk ekonomisini ağır buhranın pençesine teslim etmiş durumda. İktidar bugün yaşanan ekonomik buhranı ABD ve İsrail’in İran’a saldırması neticesinde dünya petrol fiyatlarında ortaya çıkan artışa bağlıyor. Tabii bu nedenlerden sadece birisi ama gerçek neden değil. Türk ekonomisi 10 yıldan bu yana derinleşen bir ekonomik buhranın içinde. Bir yandan planlı devlet kapitalizmiyle yükselen Çin ekonomisinin Türk ekonomisi üzerindeki etkileri, diğer yandan Avrupa Birliği ile Hindistan arasındaki ekonomik iş birliği anlaşmasının yaklaşan sonuçları, günü birlik yönetilen ekonomimizi daha da ağır bir krize muhakkak sürükleyecektir.

AKP sözcüleri Türkiye’nin yüksek gelirli ülkeler ligine yükseldiğini ve Avrupa’nın üretim üssü olduğunu iddia ederken, sanayi verileri bunun tam tersini işaret ediyor. Beyaz eşya gibi ekonominin lokomotif sektörlerin birinde üretimin yüzde 30’un üzerinde daralması, konjonktürel bir yavaşlama değil, doğrudan yapısal bir kırılmadır. İhracattaki çifte haneli düşüş Türkiye’nin maliyet bazlı rekabet avantajını kaybettiğini göstermektedir. Enerji ve lojistik maliyetleri dramatik seviyelere çıkmıştır. Motorin fiyatlarının 80 TL bandına gelmesi üretim zincirinin her halkasını maliyet şoku olarak yansıtmaktadır. İhracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 70’e gerilemesi, üretim ekonomisi söyleminin pratikte karşılığının olmadığını göstermektedir. Türkiye hala ara malda dışa bağımlı, enerjide dışa bağımlı ve teknolojide dışa bağımlıdır. 2002’den bu yana geçen 24 sene adeta boşa harcanmıştır ve bu yapı sürdürülebilir değildir. Tekstil ve hazır giyim sektöründe üretimin Mısır ve Asya ülkelerine kaydırılması sadece maliyet değil, rekabet gücünün kaybının açık göstergesidir. Ekonomik bir kalkınma programı olmayan AK Parti iktidarı günü kurtarmak için finansal önlemler alma peşindedir. AK Parti kur artışını piyasa mekanizmasıyla değil, müdahalelerle kontrol etmeye çalışıyor. Bu amaçla rezerv satışları gerçekleşmekte, swap işlemleri yapılmakta, yüksek faizle sıcak para çekilmeye çalışılmaktadır. Ama unutmayalım, kuru baskılarsınız, riski biriktirirsiniz.

Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,

AK Parti ekonomisi bir sıcak para ekonomisidir. Sıcak parayla sahte bir denge kurulmaya çalışılmaktadır. Son üç haftada 15 milyar dolar carry trade çıkışı, sıcak para çıkışı yaşandı. Merkez Bankası bu çıkışın tahribatını engellemek için 27 Şubat-19 Mart arasında yaklaşık 26 milyar dolar, ardında onu izleyen günlerde 15 milyar dolar, piyasaya toplam 41 milyar dolar döviz satışı gerçekleştirdi. Yüksek faiz politikası kısa vadede yabancı sermaye girişini arttırabilir. Ancak bu girişler son derece kritiktir. Çünkü gelen sermaye uzun vadeli yatırım için gelmiyor. Gelen sermaye üretim için gelmiyor. Sadece vur-kaç yüksek faiz geliri için geliyor. Türk halkı da AK Parti’nin bu ekonomik politikasının bedelini uluslararası faiz lobilerine yüksek faiz şeklinde ödeyerek fakirleşmeye devam ediyor.

Değerli basın mensupları, değerli yurttaşlarım, sevgili Zafer Partililer,

AK Parti’nin halkımızı fakirleştiren ekonomik politikaları neticesinde halkın hissettiği gerçeklikle resmi söylem arasındaki makasın gittikçe açıldığını da görüyoruz. Tam bir asgari ücret sefaletini yaşıyor milletimiz. 28 bin 75 TL asgari ücret, 32 bin 793 TL açlık sınırı. Yani, açlık sınırının altında bir asgari ücret layık görülmüş çalışanlara. 106 bin lira ise yoksulluk sınırı, yani orta sınıf yok oluyor. Genç işsizliği 15.8 ve eğitimli nüfusun üretim dışında kaldığı, geleceğe dair umutlarını yitirdiği ve bir sosyal patlama riskinin ortaya çıktığını görüyoruz. Yoksulluk sınırının yükseldiğini, orta sınıfı adeta sistemden silindiğini görüyoruz.

Değerli basın mensupları, değerli Safer Partililer,

Bu yapısal sorunları ortaya çıkaran AK Parti’nin ekonomik anlayışı şimdi ABD, İsrail-İran savaşının ortaya çıkardığı olumsuz sonuçları bertaraf etmede de büyük bir başarısızlık içerisinde. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, bütün dünyada olduğundan sanki daha fazla ülkemizin ekonomisi üzerinde etkilerde bulundu. Neden? Çünkü ülke ekonomisi zayıf durumda. Hürmüz’de duran trafik, enerjiye ilave olarak petrokimya ürünleri, gübre, hatta gıda sevkiyatında ciddi aksamalara neden oluyor. Bir aylık sürede petrol fiyatları yüzde 65 yükseldi. AK Parti, benzinde Eşel Mobil Sistemi dediler ama ikinci haftada havlu attılar. Çarşıda, pazarda ve mutfakta yangın ne yazık ki büyüyor. Bayrampaşa halinde son bir ayda yaş sebze meyve fiyatları yüzde 47 artmış. İktidar tarafı tabi semt pazarını bilmiyor. Pazarda domates 200 TL, biber 300 TL olmuş durumda. Türkiye Fırıncılar Federasyonu Başkanı Halil İbrahim Balcı, dün itibariyle ‘200 gram ekmeğin fiyatı 17,5 TL, 230 gram fiyatı ise 20 TL oldu’ dedi. Ekmekle karnını doyurmak zorunda olan geniş halk kesimleri için kötü bir haber. Ancak suç fırıncıların mı? Hayır. 15 ayda ekmek fiyatı yüzde 39 artarken sadece 8 ayda un fiyatı yüzde 45-50 artmış da fırıncılar bundan dolayı bu zammı kendilerini zorunlu görüyorlar. Ayda 20 bin lira maaş alan, daha doğrusu iktidarın maaş verdiği emekliler nasıl yaşayacaklar? Açlık sınırı altında bir maaş alan asgari ücretliler nasıl geçinecekler?

Swap ve yüksek faizle şişirdiğiniz Merkez Bankası rezervlerinin yarısından fazlası eridi. Savaş bir ay daha sürerse ne yapacaksınız? Şimdi dün bir eski AK Parti milletvekili, hala AK Parti’nin önde gelen isimlerinden birisi Şamil Tayyar, Merkez Bankası yönetimini eleştirerek dedi ki ‘ekonomiyi rezil ettiniz’. Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Kurulu üyelerinden birisi de Şamil Tayyar’ın bu tweetini destekleyerek retweetledi. Anladık ki bu bahsedilen Merkez Bankası Uganda Merkez Bankası. Evet, Şamil Bey haklıdır. Ekonomi rezil durumdadır. Doğru söze söyleyecek hiçbir şey yok. Ancak bu merkez bankasının suçu mudur, yoksa AK Parti iktidarının Türkiye’yi getirdiği yer midir? Ekonomiyi ithalata, rezervleri swap’a bağlarsanız, böyle bir sonucun olmasına hiç şaşırmayacaksınız. Bu ortamda Türkiye’ye ilginç bir ziyaret gerçekleşti. BlackRock yöneticisi Larry Fink geldi. Neler görüşüldü bilmiyoruz. Yeni bir kredi ve borç anlaşması mı, varlık fonundan bir şeyler mi satılıyor? Kapalı kapılar ardına yapılan görüşmenin sonuçlarını biz de merak ediyoruz.

Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer,

Türkiye’nin ekonomik buhrandan çıkmasının temel şartları karma ekonomik sisteme dönüş kaçınılmazdır. Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulması, kurulacak Devlet Planlama Teşkilatı’nın kısa, orta ve uzun vadeli ekonomik planlamalar yapması, bu planların devlet kamu sektörü için emredici niteliğe sahip olması, özel teşebbüsü ise teşvik edici ve yön gösterici olması şarttır. AK Parti iktidarının bunları yapmayacağını biliyoruz. Ancak bu yaşanan buhranın mutfağa yansımasını hafifletmek için yapabilecekleri şeyler de var. Akaryakıtta KDV’yi düşürmek, elektrik ve doğalgazda destek toplumun tüm kesimlerini kapsayacak şekilde genişletin. Asgari ücret 3 ayda bir şartlara göre güncellensin çünkü insanlar açlıkla boğuşuyor. Çiftçiye bu geçiş dönemi için faizsiz kredi ve gübre, mazot desteği uygulayın. Hacizleri durdurun.

Evet, değerli basın mensupları, kıymetli Zafer Partililer,

ABD-İran-İsrail Savaşının birinci ayını geride bırakalı birkaç gün oldu. BM kararı olmadan başlatılan saldırgan bir savaş sürdürülüyor ve saldıran taraflar ABD, İran ve İsrail siyasi ve stratejik hedeflerine ulaşamadılar ve yeni bir çıkış arayışı içerisindeler. ABD Başkanı Trump’ın son açıklaması, ‘İran’ı Taş Devrine yollayacağız’ şeklinde oldu dün akşam. İran’a karşı sürdürülen bu savaş meşru olmadığı gibi bir ülkeyi ‘Taş Devrine yollayacağız’ demek de savaş suçudur. Gerçekten savaş suçudur. Gazze’de bir soykırım gerçekleştiren, son saldırılarla öldürülen insan sayısının 75 binin üzerine çıktığını biliyoruz. İsrail şimdi de Filistinliler için ölüm cezasını getiren bir yasa değişikliği yaptı. Bir İsrailli Bakanın ölümleri içki içerek kutladığını görüyoruz. Bunlar inanılmaz sahneler. İnsanın midesi bulanıyor. Bu düşmanlık karşısında. Ben Almanya’da okudum, ben rasyonel sosyalist tarihi iyi bilirim. İsrailli o Bakanı görünce aklıma Auschwitz’in Nazi komutanı geldi, ailesiyle birlikte o ölüm kampının yanında yaşayan ve kendince mutlu bir hayat sürdüren bu İsrailli Bakanın temsil ettiği ahlaki seviye, Auschwitz’in komutanının temsil ettiği ahlaki seviyeden hiç uzak değil.

Bir yandan da aracılar vasıtasıyla ateşkes diplomasisi sürdürülüyor. Ancak kara çıkarması için hazırlıkların yapıldığına dair haberler geliyor. İran tarafı da ağır hava saldırılarına rağmen direnmeye devam ediyor. Basından izliyoruz, ABD-İsrail ikilisi İran’da sadece askeri hedefleri vurmakla kalmıyor, savaşın ilk gününde 170 çocuğun öldüğü bir okul saldırısı yapmışlardı. Şimdi de Taş Devrine döndürmek amacıyla İran’da üniversiteleri bombalıyorlar. Sivil hedefleri vuruyorlar. Bunlar kabul edilebilir değildir.

Değerli Zafer Partililer, Değerli Basın Mensupları,

İşlerin bu noktaya geldiği bir aşamada buradan Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenmek istiyorum. İran yüzlerce yıldır yanımızda ve gelecek yüzlerce yılda da İran yanımızda olacak, İran halkı yanımızda olmaya devam edecek. Türkiye’nin İran’a ilaç ve tıbbi malzeme yardımı, insani yardım yapmasının zamanı gelmiştir. Sığırımızın hemen ötesinde on milyonlarca İran Türkü savaşı Türk televizyonlarından izlemekte, Türk kamuoyuna sevgi ve selamlarını yollamaktadır. Tahran’da, İsfahan’da da halk sokaklarda Netanyahu faşizmine karşı ayakta durmaktadır. Böyle bir ortamda Türkiye İran halkına kapsamlı ilaç ve tıbbi malzeme yardımı yaparak dostluğunu göstermelidir. AFAD ve Kızılay bu konunun eş güdümüyle görevlendirilmelidir.

Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer ve değerli yurttaşlarım,

Gündemimiz çok yoğun. Ben uzun yıllarını gençliğinde Avrupa’da, Almanya’da geçirmiş, daha sonra da akademisyen olarak bu ülkelerin gündemlerini yakından takip etmiş bir kişi olarak bizim ülkemizin gündemiyle dünyanın herhangi bir halkının karşı karşıya kalması durumunda uğrayacağı psikolojik baskıyı merak ediyorum. Geçen hafta Milli Savunma Bakanlığı sosyal medya sayfası İstanbul Boğaz Komutanlığına iki yabancı tümgeneralin yaptığı ziyareti adeta sıradan bir haber gibi paylaştı. Haberde, Ukrayna operasyon birimi adı altında Anadolu Kavağı Beykoz’da çok uluslu bir deniz unsuru komutanlığı konuşlanacağı açıklanıyordu. Şimdi bu kadar önemli bir gelişmeyi sosyal medyadan sanki sıradan bir habermiş gibi duyuruyorsunuz. Başka bir bilgi yok. Ertesi gün, Zafer Partisi olarak açıklama yaparak Milli Savunma Bakanlığı’nı bu konuda daha kapsamlı açıklama yapmaya davet ettik. Yabancı bir askeri komutanlığın ülkemizde konuşlanması her şeyden önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayı ve çıkaracağı tezkereye bağlı. Yani bir Fransız veya İngiliz tümgeneral, tümamiral elini kolunu sallayarak Türkiye’ye gelip, ‘ben burada Boğazda bu işte komutan oluyorum’ diyemez. Böyle bir Türkiye yok. Ortada da bir tezkere yok.

Diğer yanda Boğazların geçiş ve Karadeniz’de operasyon ve kalış rejimi Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile düzenlenmiş durumda. Hesapsız yapılan bir hatayla Montrö düzeninin delinmesi ve Türkiye’nin Karadeniz’de Rusya’ya karşı taraf durumuna geçmesi riski vardır arkadaşlar. Böyle belirsiz ve riskli adımlar niçin atılıyor, anlamak mümkün değil. Nitekim, daha bu haber gündeme tam oturmamışken, 6. Kolordu Karargahının NATO’ya tahsisi konusunda da haberlerle güne uyanıyoruz. NATO’ya tahsisli iki ülkede, Polonya ve Romanya’da iki kolordu var. Bunlar Rusya’yı haklı ve tarihi nedenlerle tehdit olarak gören ülkeler. Bu iki kolordunun varlığı bu ülkeleri aynı zamanda Rusya’ya karşı cephe ülkesi haline getiriyor. Türkiye’nin bugün Rusya’ya karşı Cephe ülkesi olmaya karar verdiğini mi anlamamız lazım bu gelişmeden? Hava savunmanızı, yüksek hava savunma sistemlerinizi Rusya’dan alıp sonra Rusya’ya karşı kolordu konuşlandırıyorsunuz. Bu nasıl bir askeri mantık? Bu her iki girişimin Türkiye’nin menfaat ve güvenliğine yapacağı katkı nedir? PKK, Suriye’de SDG adı altında terör tugaylarını kurumsallaştırıyor ve Suriye ordusunun parçası yapıyor. Türkiye tarafından aranan, başına ödül konulmuş PKK’lı teröristler Suriye’de Savunma Bakan Yardımcısı oluyorlar. Ama çevremizdeki tehditler büyürken Anadolu gemimiz muharip hava grubunu Baltık’a göreve yolluyoruz. Öte yandan Boğaz’da bir yabancı komutanlık açarken 6. Kolorduyu NATO’ya teklif ediyoruz. Bu arada ABD Başkanı bugün yarın NATO’dan çıkabileceğini açıklıyor. Fransızlar NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini söylüyorlar. Siz ne yapıyorsunuz?

Biz Zafer Partisi olarak büyük Türk milletine alınması gereken askeri politik önlemleri ifade etmek istiyoruz.

  1. İç güvenlik dahil milli savunma tedbirlerinin arttırılması gerekmektedir. PKK terörü ve terörist eylemleri girişimleri sona ermemiştir.
  2. Kuvvetlerin dağıtılması yerine konsolide ve takviye edilmesi gerekir.
  3. KCK ana çatısı altında dört parçalı Siyonist Teröristan bağlamında artan terör tehdidi ve bölgesel riskler nedeniyle altıncı kolordunun NATO’ya teklif edilmesi yerine terörle mücadele ve istikrar gücü olarak 6. Ordunun kurulması gerekmektedir.
  4. ⁠Yunanistan’ın Ege’de hukuk dışı silahlanma ve işgallerine karşı ve son günlerde basından izlediğimiz Ege’de Yunanistan-İsrail iş birliğine karşı Ege Ordu Komutanlığı’nın güçlendirilmesi ve takviye edilmesi gerekmektedir.
  5. Montrö’yü delebilecek, Karadeniz’deki güvenlik ve istikrara zarar verebilecek şüpheli işlem ve operasyonlardan kaçınılmak şarttır.
  6. Hudutların yeniden mayın engeliyle takviye edilmesi zorunludur.
  7. Hava savunma ve özellikle füze savunma konularında milli sistem ve vasıtaların öncelikle kullanılması gerekmektedir.

Özetle, bölgede artan gerginlikler ve şiddetlenen çatışmalar, buna uygun olarak milli savunma sistemlerimizin hızla hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. 3. Dünya Savaşı riskinin hiç de az olmadığı bir süreçte güvenliğimizi sağlamakla görevli siyasi ve askeri kadroları uyarmayı bir vatan borcu olarak görüyoruz. Ulusal güvenliğimizi sağlamak konusunda yapılacak bir hata ya da Türkiye’yi Rusya veya İran cephelerinde angajmana sürükleyecek yanlışların maliyeti ağır, telafisi çok zor olur. Gelinen aşamada güvenlik karar ve tedbirlerinin iç siyasi hesaplardan arınmış devlet aklı ve sorumluluğu kapsamında alınması hayati bir gereklilik haline gelmiştir. Zafer Partisi olarak ulusal güvenliğimizi ilgilendiren konuları yakından takip etmeyi ve gerekli uyarıları yapmayı sürdüreceğiz.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Dün ittifak mesajı verdiniz, bu konuda somut bir temas var mı?” sorusuna verdiği yanıt:

“Hayır, bunlar bir temas çerçevesi değil, bir anlayış çerçevesini oluşturmak için yapılan çağrılardır. ‘Türkiye demokratikleşecek’ diyorlar. Demokratikleşmeyi de Abdullah Öcalan ve PKK ile yapılan görüşmelere bağlıyorlar. Türkiye demokratikleşecek derken muhalefete düşman cezası uygulanarak her gün bir başka baskı politikası gerçekleştiriyorlar. Böyle bir demokratikleşme sahte bir demokratikleşmedir. Hiçbir terör örgütüyle bir ülkenin pazarlık yaparak demokratikleştiği görülmemiştir.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi’nin Zafer Partisi olarak o masada oturmaması ve bu sürecin parçası olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Sadece Cumhuriyet Halk Partisi seçmeninin değil, Türk halkının büyük bir çoğunluğu da PKK terör örgütüyle ve Öcalan’la yürütülen müzakerelerden olağanüstü rahatsız ve bu rahatsızlığını ifade ediyor. Vatansever AK Partililer, milliyetçi Milliyetçi Hareket Partililer ve diğer partilerdeki vatanseverler, Atatürkçüler…

Özetle bugün yürüyen süreç, Türk halkına rağmen yürüyen bir süreçtir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin böyle bir sürecin içerisinde olmaması gerekir diyoruz ve bir anlayış zeminini, demokrasiyi, hukuk devletini ama milli, üniter ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak için gerekli görüyoruz.”

“ÖZGÜR ÖZEL’E VE BÜTÜN ATATÜRKÇÜ, VATANSEVER, TÜRK MİLLİYETÇİSİ LİDERLERE DEMOKRATİK BİR KUVA-Yİ MİLLİYE ANLAYIŞIYLA ATATÜRK’TE BİRLEŞME ÇAĞRISI YAPIYORUZ”
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sakarya Son Dakika Haberleri - Sakarya Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!