‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE’ DİYENLER, DAHA ŞİMDİDEN TÜRK MİLLETİNİ BÖLÜYORLAR”
“SİZİN TERÖRSÜZ TÜRKİYE’DEN ANLADIĞINIZ DAĞLARDA YOK EDİLEN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ŞİMDİ MEYDANDA VE MECLİSTE HÂKİM HALE GELMESİ”
“DİYARBAKIR’DAKİ BU BÖLÜCÜ TERÖR GÖSTERİSİNİN NEVRUZLA NE İLGİSİ VAR?”
“BU MARJİNAL TERÖR YANLISI GRUBUN HİÇBİR HALK KESİMİNİ TEMSİL ETMESİ SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”
“FETÖ İLE BİRLİKTE YÜRÜDÜĞÜNÜZ YOLLARDAN VE ISLANDIĞINIZ YAĞMURLARDAN HİÇ Mİ DERS ALMADINIZ?”
“TSK’NIN VE DEVLETİN İTİBARI TERÖRSÜZ TÜRKİYE DENİLEREK TERÖRE TESLİM OLUNUNCA ZEDELENİR”
“İSRAİL İLK KEZ ORTA DOĞU’DA ARAP OLMAYAN BİR ULUSLA SAVAŞA GİRMİŞ VE BU SAVAŞTA AĞIR ŞEKİLDE HIRPALANMIŞTIR”
“ENFLASYONUN DÜŞME İHTİMALİ ORTADAN KALKTI”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türk Milleti Toplantısında dış politika ve Türkiye gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Bayramları ne yazık ki bayram gibi kutlayabildiğimizi söylemek mümkün değil. Evet, bir ay sürer Ramazan ayı ve oruç tutarız. Ama AK Parti iktidarının ekonomik politikaları milleti 12 ay oruç tutmaya zorluyor. 32 bin TL açlık sınırının altında 20 bin lira maaşla geçinmeye çalışan milyonlarca insan yaşıyor. 17 milyon emekli, dul ve yetim 20 bin lira ve altında maaşla geçinmeye çalışıyor ve bu insanlara bayram harçlığı olarak 4 bin lira bir harçlık öneriliyor. Aslında harçlığı alması gerekenler bütün ömürleri boyunca yasalara saygılı, topluma katkı verecek şekilde çalışan emekliler değil. Emekliler bu harçlığı kendi çocuklarına ve torunlarına verebilecek durumda olmalılar.
Bu bayramda hepimizi biraz daha derinden üzen gelişmeler de yaşandı. Bayramın ikinci günü Cebeci’de şehitliği ziyaret ettik. Şehit yakınlarıyla kucaklaştık, dertleştik, acılarına ortak olmaya çalıştık ve onların da dileklerini ve tepkilerini dinledik. Çok merak ediyorum, o gün şehitlikten de sordum, ‘Terörsüz Türkiye’ diyerek terör örgütüyle müzakere yapanlar, terör örgütünün kurucu lider, önder olarak gösterilenler acaba şehitliklerin önünden geçebiliyorlar mı, şehit yakınlarıyla, gazilerimizle bayramlaşabiliyorlar mı, konuşabiliyorlar mı? Orada evladının mezarının başında herhalde yiyebileceğiniz en acı şekeri veya çikolatayı gelenlere ikram eden annelerin yanına gidip baş sağlığı dileyebiliyorlar mı? Hiç zannetmiyorum. Ancak meydanı boş, memleketi de sahipsiz zannetmemeleri lazım.
“‘Terörsüz Türkiye’ diyenler, daha şimdiden Türk milletini bölüyorlar”
Bu Nevruz’da gördük, iktidarın politikalarından cesaret alan bölücü örgüt yandaşları Türkiye’nin her yanında Nevruz’u değil, terör örgütünün ve terör örgütünün elebaşının Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve iktidara dayatmış olduğu şartların kabulünün kutlamasını yaptılar. Evet, bir tarafta şehitliklerde onurlu, vakur ama sessiz bir öfke hâkim. Öte yanda da meydanlarda, zaman zaman metro duraklarında şımarık, hoyrat ve bölücü ihanet yaygarasını görüyoruz. ‘Terörsüz Türkiye’ diyenler, daha şimdiden Türk milletini bölüyorlar. Hak, hukuk, adalet ve devlet düşüncesini, devlet otoritesi düşüncesini ortadan kaldırıyorlar. Elini ay yıldızlı bayrağı alıp hukuk devleti ve anayasa için sokağa çıkan Türk gençlerinin üzerine biber gazı ile emniyet mensuplarını saldırtanlar, PKK’nın yapmış olduğu, yandaşlarının yapmış olduğu gösterilerde TUSAŞ’ı basan teröristlerin pankartlarının taşınmasını engellemek için hamlede bulunmuyorlar. Nevruz diye düzenlemiş oldukları toplantıda alanda bir tane Türk bayrağı yok. Ama narko terörist Öcalan’ın fotoğrafları, bölücü flamalar ve Türkiye’nin birliğine ihanet eden sloganlar hâkim. Sizin terörsüz Türkiye’niz böyle mi kurulacak? Bizim terörsüz Türkiye’den anladığımız, terörün ortadan kalktığı bir Türkiye, sizin terörsüz Türkiye’den anladığınız, dağlarda yok edilen terör örgütünün şimdi şehirlerde, meydanda ve mecliste hâkim hale gelmesi anlaşılan.
“Diyarbakır’daki bu bölücü terör gösterisinin Nevruzla ne ilgisi var?”
Çetinkaya mağazasını yakan katil terörist eline mikrofon alıp bize demokrasi ve hukuk devleti dersi veriyor. ‘Terör örgütü dağılıyor’ diyorlar, Suriye’de kontrol altına alındı, devlete eklemleniyor diyorlar. Elinde Mehmetçiğin kanı olan, Türkiye tarafından başına ödül konulmuş olan PKK’lı terörist Suriye Savunma Bakan Yardımcısı oluyor. Böyle mi PYD ortadan kalkıyor? PKK-PJAK, Irak’ta İran sınırına yakınında Tel Aviv’den İran’a saldırı için emir beklerken PKK kendisini dağıtmış mı oluyor? Şimdi biz de bu durum karşısında terör sürecinin iktidardaki ve muhalefetteki muhiplerine, sevenlerine sesleniyoruz: Diyarbakır’daki bu bölücü terör gösterisinin Nevruzla ne ilgisi var? Türk kültüründe müstesna bir yeri olan, baharla birlikte kardeşlik, birlik, beraberlik düşüncesini oluşturan Nevruzun her yıl ve bu sene iyiden iyiye utanmaz bir şekilde PKK ve uzantıları tarafından istismar edilmesine neden izin veriyorsunuz? Üniversiteli gençler ‘Anayasa, hukuk devleti ve demokrasi’ diyerek Türk bayraklarıyla yola çıktıklarında bunları yakalıyorsunuz, ters kelepçeyle gözaltına alıyorsunuz, gözlerine gaz sıktırıyorsunuz ve mahkemeye sevk ediyorsunuz da bu PKK yandaşlarına, terör sevicilere gösterilen şefkat nereden geliyor? Evet, eskiden bu konularda resen soruşturma başlatılırdı. Şimdi sanıyorum isteğe bağlı hale geldi. Adamına göre devam eden hukuki işlemlerdeki bu iki yüzlü tablonun hukuk devleti ilke ve anlayışıyla izah edilmesi mümkün değildir. Terörsüz Türkiye diye propagandasını yaptığınız sürecin terör örgütünün taleplerini kabul etme ve terör örgütünü devlete ortak etme süreci olduğu Türk milleti tarafından her geçen gün biraz daha anlaşılmaktadır.
Değerli basın mensupları, bizleri televizyonlarının ve sosyal medyasının başında izleyen değerli yurttaşlarım ve sevgili Zafer Partililer,
Biz Zafer Partisi olarak bu bölücü ve teslimiyetçi tabloya en kararlı ve sert şekilde direnmeye devam edeceğiz. Türk milletine gerçekleri her platformda anlatacağız. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde genel kurulda değiliz ama Türkiye’yi genel kurula çevireceğiz. Evet, mecliste değiliz ama meydanlardayız, sokaklardayız, toplantı salonlarındayız. Bu bölücü unsurlarla asla bizden olmayan, emperyalizme taşeronluk yapan terör örgütü ve uzantılarıyla birlik, beraberlik ve kardeşlik olmayacağını bütün Türk milleti Edirne’den Şırnak’a, Hakkari’den Sinop’a, Muğla’dan Kars’a kadar biliyor ve görüyor. Meydanlarda toplanan bu marjinal terör yanlısı grubun başta Kürt kökenli kardeşlerimiz olmak üzere hiçbir halk kesimini temsil etmesi söz konusu değildir ve büyük Türk milleti de bu gerçeği gayet iyi bilmektedir.
“FETÖ ile birlikte yürüdüğünüz yollardan ve ıslandığınız yağmurlardan hiç mi ders almadınız?”
Gelin şimdi birlikte buradan terör örgütleri ve onların meclisteki siyasi memurlarıyla iş tutmaya çalışan, kendilerince siyasi aritmetik hesapları yapanlara seslenelim. Memleketin siyasi bağımsızlığı, bölünmez bütünlüğü ve laik, üniter, milli devlet yapımızı hedef alan bölücü terör gruplarıyla terörsüz Türkiye olmaz, olamaz. FETÖ ile birlikte yürüdüğünüz yollardan ve ıslandığınız yağmurlardan hiç mi ders almadınız? Birinci açılım sürecinde yaşananlardan hiç mi ders almadınız? Bayram sonrası yani işte bugünlerde siyasi kapitülasyon nitelikli yasa değişikliklerine hazırlandığınızı anlıyoruz ve tekrar sizi uyarıyoruz. Anayasanın 66. maddesindeki Türk vatandaşlığıyla oynayanlar, Türk vatanının sınırlarıyla da oynamaya başlamışlardır demektir. Buna büyük Türk milleti izin vermeyecektir. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in kurucu fabrika ayarlarıyla oynamayın, oynanmasına izin vermeyin. Yabancı Büyükelçilerin çizmiş olduğu siyasi çerçeveler değil, Türk milletinin Atatürk’ün önderliğinde kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti korunması ve savunulması gereken projedir. Haziran 2015 seçimlerinden ders alın. Halk sizi 400 milletvekili diye girdiğiniz seçimde sandığa gömmüş ve iktidardan düşürmüştü. Bu sefer Türk milletinin devletiyle, üniter milli devletle oynamaya devam eder, Öcalan’la özgürlük herhangi bir kılıf halinde vaat eder, gerçekleştirir, PKK’ya affı çıkartırsanız, bilin ki önümüzdeki ilk seçimde, 2026, 2027, 2028, her ne zaman olursa olsun, Türk milleti sizi sandığa bu sefer çıkmamak üzere gömecektir.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,
30 Ağustos 2024’te Kara Harp Okulu’nun mezuniyet töreninde kılıç çatıp ‘Mustafa Kemal’in askeriyiz’ diyen 5 teğmenin TSK’dan ihraç edildiğini üzüntüyle hatırlıyoruz. Bu teğmenlerden birisi, genç bir kızımız, Topçu Teğmen Ebru Eroğlu, dönem birincisiydi biliyorsunuz. İhraç kararına karşı Ankara 4. İdare Mahkemesi’nde bir dava açtı. Bu dava reddedildi ve idare mahkemesi Teğmen Ebru Eroğlu’nun TSK’ya dönmesini uygun bulmamış. Şimdi istinafa gidecektir muhtemelen. Diğer teğmenlerin ise davalarında olumlu gelişmeler olduğunu biliyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu tür davalarda kararlar bir iki ay içerisinde çıkar. Ancak Ebru Teğmen’le ilgili karar alındığı tarih ilginç, 13 Mart. 13 Mart’ın özelliği nedir? 13 Mart’ın özelliği, Mustafa Kemal’in Harbiye’ye giriş tarihi ve Harbiyelilerin geleneksel yoklamada ‘1283 içimizde’ diyerek haykırdıkları gün olmasıdır. Tabii ki 1283 sadece Harbiyelilerin içinde değil arkadaşlar. 1283 bütün Zafer Partililerinin içinde. 1283 bütün büyük Türk milletinin içindedir. Herhalde garip bir tesadüf 13 Mart’ta açıklanmış olması. Öte yandan sizlerle Ebru Teğmen’in duruşma sırasında yapmış olduğu konuşmadan bir bölümü de paylaşmak istiyorum. Şöyle söylüyor Ebru Teğmen: ‘TSK’da elinden o generaline kadar herkes bu yemini etti. Biz TSK’dan uzaklaştırılabiliriz. Üniformamıza, kılıcımıza, kimliğimize el koyabilirler. Ancak kütüğe çaktığım plaket orada duruyor. Üniformamız ruhumuza mozaik gibi işli, kılıcımız kınında ve Türk düşmanlarına karşı çekileceği günü beklemekte. Son sözü her zaman Türk milleti söyler. Ben de Türk milletinin bir ferdi olarak diyorum ki: yaşa var ol Harbiye yıkılmaz satvetinde’. Ebru Teğmen’in gözlerimden öpüyorum ve hukukun muhakkak bir gün gerçekleşeceğinden, adaletin gerçekleşeceğinden emin olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım,
Cumhur İttifakı hükümetinin Türkiye’yi sürüklediği noktayı görüyorsunuz. PKK ve uzantıları, Öcalan katilinin diğer teröristlerin pankartlarını, fotoğraflarını taşıyorlar. Terör örgütü paçavralarıyla özgürce gösteriler yapıp, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Türk milletine nefretlerini, kinlerini rahatlıkla kusabiliyorlar ama öte yandan tören bittikten sonra teğmenlerin kendi aralarında kılıç çatıp, ‘Mustafa Kemal’in askeriyiz’ demeleri TSK’nın itibarını zedeledi diye ordudan, TSK’dan ihraç ediliyorlar. Bilinmeli ki TSK’nın ve devletin itibarı hak ve hukukun dışına çıkılınca, terörle mücadele yerine terörle müzakere edilince, Diyarbakır’da Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk milletine hakaret niteliği taşıyan bölücü mitinglere müsaade edilince ve terörsüz Türkiye denilerek teröre teslim olununca zedelenir. ‘Mustafa Kemal’in askeriyiz’ demekle ne TSK’nın ne devletin itibarında zedelenme olur, sadece büyük bir gerçek dile getirilmiş olur. Biz de bu gerçeği Zafer Partisi olarak bugüne kadar nasıl vurguladıysak, bundan sonra da vurgulamaya devam edeceğiz. Bu subaylarımızın da genç kardeşlerimizin de merak etmemesini istiyorum. Hak ettikleri üniformaya bir gün Türk adaleti aracılığıyla muhakkak kavuşacaklardır ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki şerefli yerlerini muhakkak alacaklardır.
Değerli Zafer Partililer,
Zafer Partisi iktidarında sadece askeri hastaneleri, askeri liseleri, askeri yargıyı yeniden açmakla yetinmeyeceğiz. Ordumuzu iktidarın, siyasetin, cemaat ve tarikatların etki alanından çıkartıp kurucu ayarlarına geri döndüreceğiz. Ordumuz yeniden Türk milletinin ordusu olacak. Çünkü Atatürk’ün de dediği gibi ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.
Değerli basın mensupları ve sevgili Zafer Partililer,
Geçen hafta burada düzenlemiş olduğumuz Türk Milleti toplantısında ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşla ilgili görüşlerimizi sizlerle paylaşmıştım. Ve iktidara bazı sorular sormuştum. Şimdi bu soruları tekrar sormak istiyorum. Balistik ve hipersonik füzeleri görecek, tespit edecek, izleyecek son teknoloji ürünü radar sistemlerimiz hangileridir? Bu radar sistemlerimiz Türkiye’nin hava sahasını aktif olarak kontrol etmekte midir? Balistik ve hipersonik füzeleri önleyecek milli füze savar bataryalarımız var mı ve kullanıyor muyuz? Eğer var ve kullanımda ise İncirlik ve Kürecik için NATO ülkelerinden neden patriot füzeleri getiriliyor? Neden bizim milli füze savunma sistemlerimiz İncirlik’i ve Kürecik’i korumuyor? Millî Savunma Bakanlığı’nın son günlerde üç defa yapmış olduğu açıklama var. İncirlik bir Türk üssüdür. Evet, çok şükür İncirlik bir Türk üssüdür. O zaman neden İncirlik’i NATO’dan aldığımız Patriot’larla koruyoruz, Türk füze savunma sistemleriyle korumuyoruz? Patriot bataryaları füze savunma menzili bağlamında sadece İncirlik ve Kürecik için mi konuşlandı? Memleketin diğer bölgelerinde, diğer kritik bölgelerinde füze savunması için alınmış bir tedbir var mı? Tabii askeri bir sırsa buna cevap vermeyebilirsiniz ama insanların bu soruları kendilerine sormasını engellememiz mümkün değil. Patriot bataryaları, İran’ın İsrail’de oldukça etkili olarak kullandığı hipersonik füzelere karşı etkili midir? Sonuç olarak Türkiye, yüksek irtifa füze savunmasını sadece NATO’ya mı ihale etti? Milli bir yüksek irtifa füze savunma sistemimiz var mı ve aktif kullanımda mı?
Diğer yandan önemli bir gelişme var arkadaşlar. Yunanistan, İran krizini bahane ederek Kıbrıs’ta ve Ege’de silahlanmaya devam ediyor. Semadirek Adası’na Patriot sistemleri yerleştiriyor. Balıkesir, Bandırma hatta Eskişehir’den ya da bu bölgedeki yedek hava meydanlarımızdan kalkacak jetlerimiz doğrudan tehdit altına giriyor. Bu konuda bir şey yapmayı düşünüyor musunuz? Yunanistan’a misliyle mukabele bağlamında Ege Denizi’nde gayr-i hukuki olarak tesis edilen hava üslerinden kalkacak Yunan jetlerini daha kalkışta önleyecek şekilde radar ve milli füze sistemlerimizi Ege’de tertiplemeyi düşünüyor musunuz?
Değerli Zafer Partililer, değerli basın mensupları,
Savunma gayretleri siyasi, diplomatik, politik, stratejik tedbirlerin geliştirilmesi ile düşmanın ve potansiyel düşmanların caydırılması hedefini gerçekleştirmeye çalışır. Bunun için ordumuzun güçlü bir kurumsal yapıya sahip olması gerekir. Güçlü bir subay ve general ruhunun hava, kara ve deniz ve muhakkak siber alanda modern teknolojiyi etkinlikle kullanan bir ordunun varlığı şarttır. Oysa Türk ordusu 2002-2016 arasında FETÖ, terör ve casusluk örgütünün saldırısına terk edilmiştir. 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişiminden sonra TSK’nın yeniden yapılandırılmasında fikir babası olan en güçlü kişi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da bir süre askeri danışmanlık yapmış olan milli ve üniter devlete düşmanlığını gizlemeyen bir emekli generaldi. Terörle mücadele eden bir ordunun askeri sağlık sistemi yok edildi. İsviçre ordusunun bile askeri sağlık sistemi var. Türk ordusunun askeri sağlık sistemi yok. İçine casuslar sızan bir ordunun, yani FETÖ’nün sızdığı ve içinde hala FETÖ ile mücadelenin devam ettiği bir ordunun askeri yargısı yok edildi.
Evet, askeri alanda önemli ve saygın ülkemizi güçlendiren gelişmeler de oldu. MİLGEM çerçevesinde Türk Deniz Kuvvetleri’ne kazandırılan savaş gemileri hepimiz için gurur kaynağıdır. Ancak dünyanın bu kadar kritik bir çatışma döneminden geçtiği ve çatışmaların odağının bizim bölgemiz olduğu, Doğu Akdeniz’de İsrail saldırganlığıyla Batı destekli mücadele etmek durumunda olacağımız ve olduğumuz bir süreçte ürettiğimiz iki milli gemiyi neden sattık? Bunun da izah edilmesi gerek. Keza İHA ve SİHA üretiminde de gurur verici sonuçlar aldığımız aşikâr. Ancak modern konvansiyonel savaşta başka silah sistemlerine de ihtiyaç duyduğumuz açıktır. Eksiklerin tamamlanması Türkiye için yaşamsal bir öneme sahiptir.
